Mersin - Gaziantep - Mersin

08 Aralık 2007 tarihihinde hem teknik gezmek, hem eğlenmek, hem acılı ezme yemek, hem dostlarla görüşmek için Mersin'den Gaziantep'e doğru bir teknik gezme düzenleyip Gaziantep Hayvanat Bahçesini gezdik ve şehirde kısa bir tur atma şansı yakaladık.

 

Yollarda:

saat 07.00 olarak belirlenen çıkış saatinden 40 dakika önce alanda hazır olan ben ve otobüsümüz için gün yorucu bir parlakık ile başlıyordu...

     Saat 07.00 hareket saatine dakikalar kala yetişen insanları saymazsak bizim sınıfta oldukça dakik bir mekanizma oluşmaya başladı. Herkesi 7'den önce beklemez iken 06.45 gibi bir saatte oraya nasıl gelindi, nasıl toplanıldı; tamamiyle hafızamdan çıkan bir doğasüstü olay.

7 dendi ve derslere geç gelen arkadaşlar dahil herkes 7 de otobüsteki yerlerini almıştı. Belirlenen 3 duraktan toplanacak çcocukları saymaz isek neredeyse tamdık ve rötarsız olarak Mersin'den ayrılabilecektik!

     Şehir içinde 3 durak belirlendi. Birisi Pozcu/Vif önü, diğeri Müftü köprüsü ve diğeri Yurtkur önü.Arkadaşlarımız bizi hüarana uğratmadan duraklara çıkmışlardı ve sinir harbi yaşamadan yolumuza çıkabildik.

Otobüse bindiğimizde herkesin keyfi yerindeydi. Otobüsün arkası grup Çaçanozlar tarafından tutulmuştu ve müzik ile eğlence onlardan soruluyordu.

Yurtkur durağından sonra Toroslar Belediyesinden yukarı çıkarak otoban üzerinden Antep'e doğru yola koyulacak iken otobüsteki herkes açlıkltan kırıldığından yaınmaya başladı. En yakın bir markette durarak ilk mola yerimiz Tufan Usta'ya kadar yenecek birşeyler almaya karar veriyoruz. Mola süremiz 15dk.

En iyi olaylardan bir tanesi, herkesin süreye uyması ve dendiği saatte otobüste olması. Bu hem gideceğimiz yere vaktinde varabilmemiz, hemde morallerimizi yüksek tutabilmemiz için gerekli olan bir şeydi.

       Yolculuğun bu evresinde, Erdim sürekli uyuyarak tüm dikkatleri üstüne çekmeyi ve yol arkadaşı Ersin'in dayanağı olmayı sürdürüyor. Bir insan hep uyur, hep uyur mu yahu? Antep'e kadar uyudu!

Erdim'in en diri hali ile bir pozu.

       Tufan Usta & İzgi tesislerine kadar çişlerini tutamayan bizimÇaçanozlar, Mıstık Usta diye bir yerde mola vermeyi istiyorlar. Genel olarak Ağaçlı Tesislerinden bir başkasında konaklama yapmamış olan ben için bile oldukça temiz görünen tesisten 15dk çiş ve ihtiyaç molasından sonra  4 adet kocaman su şişesi ve bardağı kaparak ayrılıyoruz. Herkesin bir suyu gelmiş, bir duyu gelmiş, kana kana içiyorlar.

Adet oldu, heryerde fotoğraf çektiriyoruz!

     Bu tesisten çıktığımızda her ne kadar güneş olsa da üşüdüğümüzü fark ediyoruz. Kaloriferlere sığındığımız sırada, hepimiz için yeterli miktarda kalorifer olmadığı için ısınma olayını çiftelelli oynayıp, 40cm lik arada halay çekerek halletmeyi düşünüyoruz. Burak'ın Kadifeden Kesesi, Ada Sahilleri, Kalenin Bedenleri'nin ardından hepimiz eski sıcaklığımıza kavuşup yeniden muhabbete başlıyoruz.

 

      Oksijeni alan bayılıyor, alan bayılıyor. Bende canımın sıkıntısını gidermek için ön taraftan otobüs fotoğrafları çekmeye başlıyorum.

 

 

      Giderken yolda çok ilginç manzaralar ile karşılaşıyoruz. Kış henüz buralara tam olarak gelmemiş gibi duruyor. Ağaçlarda yeşilin bir çok tonunu görmek muhtemel...

 

 

Erdim'in bulaştırdığı uyku apnesi Ersin'i de vuruyor ve ikiside kedi gibi birbirlerine sokulup uyuyorlar. Bir fırsatını bulan bende bir koltuğa, Jacop Baba'nın yanına kendimi atoyorum. Yeter yahu!

 

Şehirde:

Cinik denilen çocuğun bir ara hostluşa soyunması ve stiptirizinin hemen ardından yolu kaybetmemiz, hepimizde sevgili (!) arkadaşımıza karşı derin bir sevgi (!) nöbetine neden oluyor. Mersin'in arka mahalleleri gibi bir yerden, ara sokaklardan şehir merkezine ulaşmaya çalışıyoruz ama nafile. Kaybolduk bir defa.

Sora sora bağdat bulunur misali, sora sora kampüsü buluyor ve hayvanat bahçesine varıyoruz. Koca akvaryum denilen yerde, toplu topu 15-20 kocaman havuzun içindeki balıkları seyredip arıtma tesisinin açılmasını beklerken çevrede bir tur atıyoruz. Sultan leoparlardan ve aslanlardan korkarken tavşanların içine düşüyor.

 

 

 

Ben en çok etçil pirenaları beğendim, en güzel bir varlıktır ki bunlar böyle kocaman kocaman olmuşlar. E tabi, yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Bir tanesi ile ben bir hafta yemek yaparım :) Bu havuzun içinde yüzecek bir gönüllü arıyoruz, bulamıyoruz. Bayat Kız'ı atmayı öneriyor birileri ama vazgeçiyoruz.

 

      Her organizasyonda olduğu üzre, bunda da defteri imzalamak bana düşüyor. Tesis hakkında genel beğeniler ve şkayerleri belirtiyorum. Şimdi sırada sahne arkası var. Akvaryumların işleme prensipleri...

 

 

Ben ve okiyamın gülleri, bahçede bakımcının gelmesini beklerken...

 

Dönüş Yolunda:

Dönüş yolunda, herkes içkisini aldı ve otobüs korku otobüsüne dönüşmeye başladı. İçen içene, her taraf votka, bira! Birinin işi azıtmasından korkuyorum ama birşey olmuyor. Azıtanı yerden 275 mt yüksekten atmakla tehdit etmemin bir etkisi olabilir mi acaba?

 

      Çekilebilir düzeyde eğlence ile artık kulaklarımız duymaz olduğunda herkes bir bir bayılmaya başlıyor. Yolun yorgunluğu, otobüsün sallaması, içkinin etkisi ile uykuya dalanların yanında dalmayanlarda onlara şakalar yapıyor. Bir ara Burak ve Orhan'ın içine girdikleri poz hepimizde "oha" etkisi yaratırken laf attığım otobüslerin haddi hesabı olmuyor.

 

 

Erdim hala uyuyor...

 

 

 

 

 

 

Her güzel şeyin biteceği gerçeği, Mersin'e geldiğimizde yüzümüze çaptı. Herkes evine yakın olan yerde indi ve evlerine dağıldı... Güzel anılar ile dolu bir geziden sonra herkes ertesi gün tüm gün yatmayı düşünüyordu...

Yorum Yaz